A-Z Liste
Site Haritası
 
HAKKINDA ARAŞTIRMALAR ÖĞRENCİ AKADEMİK İYTE'M İLETİŞİM
Öğrenci Manzaraları | Anıl İncel

İYTE’nin Genç Yazarlarından: Anıl İNCEL

Üniversite okumanın sadece derslerle ilgilenmek olmadığını, aynı zamanda hayatın başka yönlerinin de olduğunu hatırlattı bize. Anıl İNCEL, sadece 22 yaşında bir kitap yazarı değil aynı zamanda birçok farklı alanla ilgilenip kimya bilimini de seven bir öğrencimiz. Anıl İNCEL ile yayınlanan kitabı “Etikra’nın İncisi” üzerine yaptığımız keyifli söyleşi, yazarlık yolunda olanlara ilham kaynağı olabilir. Ne dersiniz, geleceğin Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi İYTE’li bir kimyager olamaz mı?

Merhaba, Anıl İncel’i tanıyabilir miyiz?

1991 doğumluyum. İzmir’de doğup büyüdüm. Güneşi bol olan bu şehrin, denizini ve kalabalığını örten mimarisini seviyorum. Karataş Lisesinde eğitimimi tamamladıktan sonra, her ne kadar tercihlerim çoğunlukla şehir dışı olsa da İYTE’yi kazanmak benim için şaşırtıcı bir sonuç oldu. Ancak burada olduğum için kendimi şanslı hissediyorum. Şu an Kimya Bölümü üçüncü sınıf öğrencisiyim. Fen ağırlıklı bir fakültenin öğrencisi olmanın sosyal hayatımı etkilemesine izin vermedim. Derslerim dışında farklı alanlarla da ilgilendim. Bu alanlar arasında etimoloji, mutfak sanatları, tiyatro, kısa film festivalleri, müzik grubunda vokallik ve tabii ki edebiyat, romanlar, yazarlar…

Yazmaya ne zaman başladınız? O süreci özetlersek…

Benim hayatımda yazmanın somut bir gerçeklik kazanması sekiz yaşında oldu. Oyuncaklarından kendine bir dünya yaratan ve o dünyada daha fazla zaman geçiren bir çocuktum. Yazma hissinin zamanla oluşmasının ardından bu dünyaları kağıda aktarmaya başladım. İlk öykümü yazdığım zamanı asla unutamam. Bir yaz günü, sabaha karşı tanık olduğum bir hırsızlık olayıyla bu maceraya adım attım. Ve yazma içgüdüsünün yaratmış olduğu, bu giderek genişleyen çember öylesine kesif bir tat sundu ki, yazma tutkunu olmayı küçük yaşlarda keşfettim. Önce yazmayı, yazarlığı sevdim; ardından yeni dünyalara kapı aralamak için öyküler, romanlar okudum. Okudukça daha çok yazmak, yazdıkça yazmak istedim.

En çok hangi yazarları okuyorsunuz? Yazın türü olarak hangi kitapları okuyorsunuz?

Ben genellikle Türk yazarların romanlarını okumaya özen gösteriyorum. Çünkü benim yazın dünyamı, dilimi, kelime birikimimi besleyecek, dildeki evrilmeleri, değişiklikleri daha iyi kavramamı sağlayabilecek olan, özü Türkçe olan romanlardır. Olabildiğince daha çok yazar okumaya çalışıyorum. Özellikle Oğuz Atay, Ahmet Hamdi Tanpınar, İhsan Oktay Anar, Sabahattin Ali, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Turgut Özakman, Ahmet Ümit, Hakan Günday, Ece Temelkuran’ı söyleyebilirim.

Yabancı yazarlara bakış açım biraz farklı, çünkü çeviri kitapları oldukları için başka bir dilin matemetiğine her çevirmen sahip olamayabilir. Çeviri kitapların, kendi dillerinin başka benlikte, bedende anlatımı zayıflıyor diyebilirim. Ernest Hemingway, Charles Dickens, Amin Maalouf, Jean-Christophe Grange, Laurent Gounelle, Albert Camus okuduklarımdan yalnızca birkaçı...

Tür olarak ayırım yapmadım hiçbir zaman, yazarın dili ve kurgusu kuvvetli olan her türü okuyorum. Fakat polisiye romanlarının ayrı bir yeri olduğunu da itiraf etmeliyim.

Yazarlık ya da kitap yazmak öğrenilebilecek bir şey midir? Eğer öyleyse siz nasıl yazdınız?

Bence yazarlık öğrenilecek bir şey değil. Çünkü yazarlık bir meslek değil. Her ne kadar bu her daim akışkan bir ruha sahip olan derya, meslek gibi nitelendirilse de görülen bu kadar basit değil. Açıkçası ben yazarlığın bir lütuf olduğunu düşünenlerdenim. Eğer siz o anlatılamaz, tanımlanamaz itkiye derinden sahipseniz, o itki hayatınızın bir zaman diliminde yakanızdan tutup sizi usulca bu uçsuz bucaksız dünyanın içine bırakır. Böylece bitmesini hiç istemediğiniz bir yolculuğa çıkmış olursunuz.

Oğuz Atay’ın çok sevdiğim bir cümlesi var: “Yalnız yaşayan insanların kendi içlerinde başlayıp biten eğlenceleri vardır.” der üstat. Yazarlık da tekil bir yolculuk, hikaye sizle başlar ve sizle sonlanır. Bütün hakimiyet, güç, tüm duygular ve düşünceler sizle var olur, sizde bütünleşir, sizin sayenizde kağıda dökülür, insanlara ulaşır. İşte ben, Oğuz Atay’ın cümlesinden yola çıkarak, yalnızlığın anlam kazandığı yazarlıkta, açığa çıkan yazılarımı başlayıp biten, bazen sancılı, bazen sevindirici, kimi zaman yorucu ancak bir o kadar heyecanlı, eğlenceler olarak nitelendiriyorum.

Biraz da Etikra’nın İncisi’nden bahsedelim. Yayınlanan ilk kitabınız. Neler hissediyorsunuz? Bize kitabın yazılış öyküsünü anlatır mısınız?

Etikra’nın İncisi fantastik türü bir roman. Kısaca kitabın yazılış sürecinden bahsedeyim. Kitaba başladığım ilk andan bu zamana kadar üç yıl geçmiş. Açıkçası insan “hadi oturayım roman yazayım” diyerek başlamıyor yazmaya. Birikimler, duygular, düşünceler harmanlanıp küçük küçük notlara, karalamalara, oradan daha düzenli yazılara, karakterlere, kurguya ve ardından romana dönüşüyor. Üç yıl önce aklımda psikolojik türde bir kurgu vardı ve bunu yazıya dökmeye başladım. Birkaç haftanın ardından kurgu psikolojik türden çıkıp hikayenin içerisine fantastik öğeler yerleşmesiyle bambaşka bir türe evrildi. Okuduğum onca romana rağmen kendimi, en çok yabancı hissettiğim bir türün içinde buldum. Önce yadırgadım, zamanla sevdim, kanıksadım.

Yazım sürecinden öte kurguyu ve karakterleri oturtmak oldukça yorucu bir zamandı. Çünkü hiç var olmayan bir yer yaratıyorsunuz. O yerde yaşayan canlılar tasarlıyorsunuz. O canlıların her birine özellikler katıyorsunuz, birbirleriyle ilişkilerini şekillendiriyorsunuz. Kurguyu heyecanlı hale getirecek olaylar, merak unsurunu en üst seviyede tutacak gizlilikler belirliyorsunuz ve tüm bunları sentez haline getirip romanı yazıyorsunuz. Bazı zamanlarda meşhur ilham perileri size uğramaz oluyor, yazamıyorsunuz, sancılı bir süreç işte o zaman başlıyor. Bazen özenerek, en ince ayrıntısına kadar yazdığınız ve kendinizle gurur duyduğunuz bir bölüm karşısında saatlerce yazdıklarınıza bakıp gülümsüyorsunuz. İşte bu süreç tüm ikilemleri, zorlukları, güzellikleri içinde barındıran bir süreç. Ve ne zaman ki, romanınızın kitap haline geldiğini, elle tutulur, gözle görülür bir hal aldığını görüyorsunuz, işte o zaman onca emeğin boşa gitmediğini anlıyorsunuz. Bu his nasıl anlatılır ki, tarif edilemez bir mutluluk sadece...

Bana göre kitapta, bir çocuğun kendini arayışı, hayalleri, hayal dünyası anlatılıyor. Fantastik roman türünün bu amaca hizmet ettiğini mi düşünüyorsunuz?

Bu soruyu cevaplamadan önce, henüz okuma fırsatı bulamayanlar için biraz kurgudan bahsetmekte fayda var. Romanda Marveter adında bir gezegen ve bu gezegenin Marveteus adında bir yaratıcısı var. Yaratıcı, dört bir yandan gezegeni koruyacak ve ona hayat verecek, farklı özelliklere sahip dört ırk yaratıyor. Ancak ırkların, her birinin tek tek gezegenle ilişkisi, birbirleri arasındaki ilişkilerle tamamen zıt. Her daim savaş halindeler. Ve Yaratıcının ırklara sunduğu bir süre var. Bu süre tamamlandığı an, Marveter üzerindeki tüm canlılar yok oluyor ve onlar için kutsal sayılan Yedi Etikra, Dünya’da yaşayan yedi çocuğun rüyasına saklanıyor. Irklar aradan geçen birkaç yıl içinde, yeniden uyandığında, bu çocukların, dolayısıyla Etikraların peşlerine düşüyorlar. Maceranın çekirdeğinde bu oluşum var ve hikaye temelinde bu olayı benimseyip birbirinden farklı onlarca karakterle başka bir boyut kazanıyor.

Kurgu tek kitapla anlatılamayacak kadar kapsamlı ve detaylı. Bu nedenle bir seri olacak. Serinin ilk romanı, Etikra’nın İncisi, geçtiğimiz yıl kasım ayında okuyucuların karşısına çıktı.

Sorunuza gelecek olursam, romanın baş karakteri Aren Ruhan adındaki çocuğun kendi ağzından anlattığı bölümlerde, bu ifade ettiğiniz düşünceler göze çarpıyor, haklısınız. Aslında romandaki karakterlerin çoğunun iç sesi romanda yer yer kendini gösteriyor. Bütünü bu şekilde sağlam bağlarla tamamladığımı düşünüyorum. Hayal ettiğim mekanlar, olaylar gözümde, düşüncelerimde nasıl canlandıysa, yazıya aktarırken de bu denli betimlemeleri, detaylı karakter analizlerini, okuyucuya aynı şekilde aktarmaya çalıştım. Bazen saatlerce, günlerce düşünüp kurgulayıp tasarlayıp yazdığım zamanlar bile oldu.

Fantastik türü roman yazdıktan sonra bu türle biraz daha ilgilenmeye başladım. Fantastik türü romanları diğer türlerden ayıran keskin bir özellik var; bu da beklenmedik olmaları. Gerçek dışı dünyaların beklenmedik kurgularında yolculuk etmenin, gerçekliğe odaklanmayı biraz daha mümkün kıldığı su götürmez bir doğru bence.

Merak edenler kitabı alıp okuyacaklardır. Bunun dışında yazdıklarınıza ilgi duyanlar size nasıl ulaşabilirler?

Öncelikle, fantastik türünde romanım çıkmasına rağmen, beni yazılarımdan takip edenler tamamen edebiyatın, dilin kendisine yönelik bir tabloyla karşı karşıya kalıyor. Büyük ihtimalle, bu serinin diğer iki kitabı da tamamlandıktan sonra, tür değişikliğine gidebilirim, mesela polisiye türünde bir roman, neden olmasın!

Öykülerimi yayınladığım bir tumblr sitesi var: “grirenklicerceve.tumblr.com.” Bu sitede daha çok deneme ya da kısa öykü şeklinde yazılar yayınlıyorum. Ayrıca facebook ve twitter üzerinden yazılarımı, güncel konulardaki düşüncelerimi takip etmek isteyenler bana rahatlıkla ulaşabilirler.

Son olarak İYTE kitabı yazma sürecinizin neresinde yer alıyor? İYTE size neler kattı?

Yazarlık ve edebiyat konusuna İYTE ile aynı çerçevede baktığımda ilk olarak, yazar olma yolunda ilerlediğim süreç boyunca her daim yanımda olup desteklerini esirgemeyen, okulumuzda okutman olarak görev yapan Dr. Yasemin Özcan Gönülal’a canıgönülden teşekkürlerimi sunmam gerek. Çünkü bu sürece, düşünceleriyle ve içtenliğiyle verdiği şekil, benim daha güçlü, daha sağlam adımlarla ilerlememi sağladı. Kitabın kapak tasarımını hazırlayan arkadaşım, Alper Doruk Alkan sayesinde, kitabın görsel güzelliği ve anlatımı da tamamlanmış oldu. Ona da teşekkürlerimi sunmam gerek. Ayrıca bu türü beğeniyle okuyan arkadaşlarımdan aldığım öneriler, onlarla kitap hakkında konuşmalarımız yazım sürecinde bana ivme kazandırdı.

Son olarak şunları söylemek istiyorum. Bu macera bin bir renge, duyguya, düşünceye sahip sınırsız bir okyanus... Ben bu yola ilk adımımı attım ve önümde uzunca, tükenip bitmeyecek bir yol var. Bu yolun bir köşesinde kendime mesken tutabildiğim sürece, yazmakla var olmak, nice romanlarla insanlara ulaşmak istiyorum. Anlatmak için sabırsızlandığım, heyecan duyduğum, heveslendiğim daha çok hikayem var.

Röportaj: Okutman Doğan EVECEN
Fotoğraflar: Emrullah DEMİRASLAN
04.04.2013


Mithat Boz ile Röportaj

Elvan Doğandemir ile Röportaj

Ulvi Ahmedov ile Röportaj

Ömer Buğra Kanargı ile Röportaj

Alper Doruk Alkan ile Röportaj

Pelin Öztürk ile Röportaj



 
Son Güncelleme : Emrullah Demiraslan 09.12.2013 16:45
İçerik Sorumlusu : Doğan Evecen  
 
Öğrenci Bilgi Sistemi İYTE Web Mail İYTE Kütüphane Mezunlar Nerede İYTE Bülten İZTEKGEB Atmosfer TTO İzmir Üniversiteleri İYTE'de Ne Nerede?